IZODER TS 825 Sektorel Bilgilendirme (TIKLA İNDİR)
Dünya üzerindeki birincil enerji kanyaklarının hızla tükenmesi üzerine gelişmiş ülkeler başta olmak üzere tüm ülkeler enerji ihtiyaçlarını kontrol altına alma ve enerjiyi etkin kullanma yöntemleri geliştirmişlerdir.Ülkemiz de de başta sanayi ve konut sektörlerinde olmak üzere, enerji tüketimleri her geçen yıl artmaktadır. Konutlarda kullanılan enerjinin büyük bir kısmı ısıtma ve soğutma amaçlı olarak tüketilmektedir. Söz konusu bu enerjinin; etkin kullanılması ısı yalıtımı ile sağlanabilir. Bina zarfı, binanın iç ortamını dış ortamından ayıran yapı elemanlarını kapsar. Duvarlar, pencereler, kapılar, döşeme, tavan ve çatı, bina zarfını oluşturur.
Sağlıklı yaşam koşullarının yaratılması, yakıt tüketimlerini azaltarak; kullanıcını düşük yakıt masrafları ile sistemini işletmesinin ve dolayısıyla hava kirliliğinin azaltılmasının , binanın iç ve dış etkenlerden korunarak ömrünün uzatılması amacıyla; yapı bileşenleri üzerinden, farklı sıcaklıklardaki iki ortam (dış hava – yaşanan mahaller ) arasındaki ısı geçişini azaltmak için yapılan işlemlere ısı yalıtımı denir. Isı yalıtım malzemelerinin en temel özelliği ısı iletim katsayısıdır. ISO ve CEN Standardına göre ısı iletim katsayısı 0,065 W/mK değerinde küçük olan malzemeler ısı yalıtım malzemesi olarak tanımlanır. Diğer malzemeler yapı malzemesi olarak kabul edilir. Binaların en önemli işlevlerinden biri de iç çevrede ısıl (termal) konfor koşullarının sağlanmasıdır.

Isı Yalıtımı ve Önemi
Günümüzde binalardaki enerji tasarrufunun en önemli bölümünü ısı enerjisi tasarrufu oluşturmaktadır. Yapıların ısıtılmasında kullanılan yakıt miktarının azaltılmasını da amaçlayan ısı enerjisi tasarrufu, ancak doğru uygulanmış bir ısı yalıtımı ile sağlanabilmektedir.
Yapılarda ısı yalıtımı; duvar, döşeme, kapı, pencere ve ısı köprüleri gibi elemanlardan ısı geçişlerini yavaşlatmak ve yapının sağlığını korumak amacıyla yapılmaktadır.
1995 yılı itibariyle Türkiye de tüketilen ısı yalıtım malzemeleri miktarı yaklaşık 1.500.000 m3 ‘tür. Buna karşılık aynı yılda Almanya da 30.200.000 m3, Fransa da ise 20.100.000 m3 ısı yalıtım malzemesi tüketilmiştir. Çizelgede 1’de Türkiye’de ve bazı ülkelerde kişi başına düşen ısı yalıtım malzemelerinin tüketim oranları verilmiştir. Bu sıralamada Türkiye en az yalıtım kalınlığı uygulayan ülkeler arasında yer almaktadır.
Dünya genelinde enerji tüketimi son 25 yılda kişi başına sadece % 5 kadar artmış olmakla beraber, Türkiye de ki son 25 yılda ki artış oranı %100 rakamının üzerindedir. Türkiye’nin enerji üretimi resmi rakamlara göre 1990 yılında toplam ihtiyacın % 50 kadarını karşılarken; günümüzde sadece % 30 unu karşılayabilmektedir. Ülkemizde enerji tüketiminin ortalama % 41 i konutlarda, % 33 ü sanayide, % 20 si ulaşımda, % 5 i tarımda ve % 1 i diğer alanlarda kullanılmaktadır. Tüketilen tüm bu enerjinin yaklaşık % 85 i ısıtma maçlı kullanılmaktadır. Görülmektedir ki, enerji kullanımının en yoğun olduğu binalar konutlardır. Bu nedenle ısıtmanın istendiği dönemde ısı kayıplarının minimize edilmesi; konutlarda ısı yalıtımı kullanarak enerji tasarrufunu gerçekleştirmek ile mümkündür.
Dünyadaki nüfus artışı, gelişen sanayileşme ve kentleşme enerji tüketimini hızla arttıran etkenlerdir. Dünya üzerindeki enerji kaynaklarının hızla tükenmesi ile birlikte tüm devletler enerji ihtiyaçlarını kontrol altına alma ve enerjiyi etkin kullanma arayışı içerisine girmişlerdir. Ülkemizde de; başta sanayi ve konut sektörleri olmak üzere enerji tüketimi her geçen yıl artmakta; konutlarda kullanılan enerjinin büyük bir kısmı ısıtma ve soğutma amaçlı olarak tüketilmektedir. Ticaret ve sanayi yapılarında olduğu gibi konutlardada en etkin enerji tasarrufu; kolay uygulanabilir bir enerji verimlilik teknolojisi olan ısı yalıtımının kullanımıyla sağlanabilmektedir.
Yalıtımın Küresel Isınmayı da Engellediğini biliyor muydunuz?
Bir binada kullanılan doğal gazın % 50-60 oranında azalması, her yıl ortalama 108 ton CO2 emisyonunun atmosfere salınmasını önlüyor.
Yalıtım sayesinde ısı kayıp ve kazançları azaltılarak enerji tasarrufunun sağlanması, çevrenin korunması, ısıl konfor ve gürültü denetiminin sağlanması, yapı elemanlarında ve yüzeylerinde yoğuşmanın önlenmesi ve yapı elemanlarının dış etkilerden korunması mümkün olabilmektedir. Bina içinde konfor koşullarının oluşturulması, insan sağlığı için önem taşırken, yapının dış etkenlere karşı korunması da yapıların sağlam ve uzun ömürlü olması açısından büyük önem taşımaktadır. Küresel ısınma kutuplardaki buzulların erimesine ve iklim değişikliklerine yol açmakta; buna bağlı olarak doğal hayat giderek yok olmaktadır.
Isı yalıtımı, binaların daha az yakıtla ısıtılmasını sağlayacağından; atmosfere yayılan karbondioksit, kükürt dioksit ve diğer zararlı gazları azaltacak; böylece atmosferde oluşan sera etkisi, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi sorunlar ile mücadeleye katkıda bulunacaktır.
“Binanın Karakteri Yalıtımda Gizli”
Yeni yönetmeliklerle birlikte yalıtım, artık yalnızca teknik bir zorunluluk değil; binanın karakterini, dürüstlüğünü ve sürdürülebilirliğe katkısını ortaya koyan bir bütünsel anlayışa dönüşüyor. Nil Tiritoğlu, konu ile ilgili teknik bir makale kaleme aldı.
Nil Tiritoğlu İnşaat Malzemeleri Yönetim Kurulu Başkanı, İç Mimar ve Sürdürülebilirlik Uzmanı Nil Tiritoğlu, kaleme aldığı “Yalıtım Artık Dış Kabuk Değil, Binanın Ruh Hali” başlıklı makalesinde, 24 Haziran 2025 tarihli yönetmelik değişikliğiyle yalıtım kavramının nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Yalıtımın artık yalnızca dış cephe değil, proje tasarımından enerji verimliliğine, ruhsattan uygulamaya kadar bütünsel bir sistem olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
Yapı yalıtımını artık sadece cephede değil, zihniyette uygulamanın zamanı geldi.
Uzun yıllar boyunca “ısı yalıtımı” denildiğinde akla gelen ilk görüntü, dış cepheye yapıştırılmış birkaç santimetrelik EPS ya da taş yünü oldu. “Mantolama yapıldı mı?”, “Isı yalıtım raporu çıktı mı?”, “İskâna yetti mi?” gibi sorular üzerinden şekillenen bu yaklaşım, yalıtımı yalnızca yönetmeliklerde geçmesi gereken teknik bir detay gibi görmemize neden oldu.
Oysa yapı sektörü çoğu zaman sessiz dönüşür. Ve işte o dönüşüm artık kapımızda.
Yönetmelik Değişti, Yalıtımın Anlamı Derinleşti
24 Haziran 2025’te yayımlanan yeni yönetmelikle birlikte, yalıtım anlayışı radikal bir dönüşüm yaşıyor. Artık yalıtım yalnızca binanın dış kabuğunu değil; projesini, ruhsatını, belgelendirmesini ve en önemlisi binanın karakterini oluşturan bir sistem bütünlüğüne dönüşüyor.
Bu yeni dönemde, yapı ruhsatı alınırken yalnızca taşıyıcı sistem hesapları değil, binanın enerji karnesi de sunulmak zorunda. BEP-TR üzerinden hazırlanacak EK-10 “Ön Hesap Sonuç Formu”, mimari, mekanik ve aydınlatma projelerinin enerji verimliliğiyle ne kadar entegre olduğunu gösterecek. Artık Enerji Kimlik Belgesi (EKB), metrekareye dayalı teknik bir çıktı olmaktan çıkıyor; uygulamanın projeyle örtüşüp örtüşmediğini test eden bir gerçeklik filtresi hâline geliyor.
Denetim sistemi de daha sıkı. Proje ve uygulama arasında fark varsa EKB verilmiyor. Eksik veri varsa BEP-TR erişimi durduruluyor. Tesisat yalıtımı yapılmadıysa yapı kullanım izni bile alınamıyor. Bu durum açıkça gösteriyor: Yalıtım, teknik bir ayrıntı değil; binanın dürüstlüğü, projenin inandırıcılığıdır.
Yeni Standartlar, Yeni Sorumluluklar
Yönetmelikle birlikte TS 825 standardı da güncellendi. Artık yalnızca kış aylarında ısınma ihtiyacı değil, yaz aylarındaki soğutma yükü de tasarım kriterlerine yön veriyor. Türkiye’nin iklim bölgeleri dört yerine altı kategoriye ayrıldı. Özellikle sıcak iklim kuşağındaki illerimizde (Adana, Mersin, Muğla, Hatay gibi) merkezi sistem zorunluluğu kaldırıldı. Ancak bu esneklik, keyfî karar anlamına gelmiyor. Hangi sistem seçilirse seçilsin, enerji verimliliği ve uyum artık temel koşul.
Büyük yapılarda ise daha iddialı adımlar atılıyor. 2000 m²’nin üzerindeki otel, yurt, hastane gibi yapılarda yenilenebilir enerjiyle desteklenen merkezi sıcak su sistemleri artık ruhsat için bir ön şart. Cam yüzeyi geniş binalarda, güneş kazançlarını dengelemek için gölgeleme stratejileri ve düşük U değerli çözümler projelere entegre edilmek zorunda. Enerji verimliliği artık malzeme seçiminde değil, tasarımın en başında masaya yatırılması gereken bir konu.
Ben bir iç mimar olarak, eğitim hayatımdan bu yana yalnızca görünen formu değil, görünmeyen sistematiği önemsedim. Bir yapının dışarıdan nasıl göründüğünden çok, içeride nasıl işlediği beni ilgilendirdi. LEED GA ve YESU olarak şunu hep söyledim: Yalıtım bir detay değil, binanın dili. Yeni yönetmelik de aslında tam olarak bunu söylüyor.
Bugün yalıtım konuşurken yalnızca enerji değil, aynı zamanda etik sorumluluk konuşuyoruz. Yalnızca duvarları değil, zihniyetleri de yalıtmak zorundayız.
Çünkü bu çağ; belgeyle projenin, uygulamayla ruhsatın, tasarımla gerçekliğin örtüştüğü bir çağ.
Ve biz, bu çağrıyı artık duyduk.
Çünkü yalıtım, dış kabuk değil, binanın ruh halidir.